Bursa Ulu Cami: Tarihi ve Mimari Özellikleri
Görsel: VikiPicture / Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0
Osmanlı'nın ilk başkenti Bursa'nın simgesi Ulu Cami; 20 kubbesi, görkemli minberi ve içindeki şadırvanıyla tarihe tanıklık ediyor.
Bursa denilince akla gelen ilk yapılardan biri, kent merkezinde Atatürk Caddesi üzerinde yükselen Ulu Cami'dir. Osmanlı Sultanı I. Bayezid tarafından 1396-1400 yılları arasında yaptırılan bu anıtsal eser, hem mimarisi hem de barındırdığı sanat değerleriyle yüzyıllardır ziyaretçilerini etkilemeye devam ediyor. Çok ayaklı cami şemasının en klasik ve anıtsal örneği olarak kabul edilen yapı, Türkiye'deki iç cemaat yeri en geniş cami olma özelliğini taşıyor.
Tarihçesi ve İnşa Süreci
Ulu Cami'nin yapımına, Niğbolu Seferi'nden dönüşün ardından I. Bayezid'in emriyle başlandı. Caminin kesin yapım tarihini veren bir kitabe bulunmuyor; ancak minber kapısında yer alan 802 (1399) tarihi, inşanın tamamlandığı yıl olarak kabul ediliyor. Bu dönemde Osmanlı Devleti, siyasi ve kültürel kimliğini pekiştirme çabası içindeydi; Ulu Cami de bu çabanın bir parçası olarak değerlendiriliyor. Rivayete göre caminin açılışında ilk hutbeyi dönemin önemli mutasavvıflarından Somuncu Baba okudu.
Cami, tamamlandığı dönemde toplum nezdinde büyük itibar gördü; medrese hocaları burada ders vermeyi bir şeref saydı. Sonraki yüzyıllarda iç mekânı süsleyen ve alışılmışın dışında büyük ebatlı yazılar da bu ilginin nedenlerinden biri oldu. Ancak yapı, kısa süre sonra zor günler yaşadı. Yıldırım Bayezid'in Ankara Savaşı'nda esir düşmesinin ardından Timur'un Bursa'yı işgali sırasında ve Fetret Devri'nde Karamanoğlu Mehmed Bey'in 1413'teki kuşatmasında cami, dış cephelerine odun yığılarak yakılmaya çalışıldı. Bu yangınlar sonucu dış cephe kaplaması tahrip oldu; ortaya çıkan moloz duvar dokusu kalın sıva ile örüldü ve bu durum 1950'lerdeki restorasyona kadar sürdü. 1958 Büyük Çarşı yangınında kuzey avlusunun da yanmasının ardından yapılan tadilat sırasında sıva kaldırıldı.
Fetret Devri'nin ardından 1421'de yeniden ibadete açılan caminin ilk tamir vesikası 1494 yılına ait; 1862'ye kadar bu vesikalardan 23 tane daha bulunuyor. 1517'de Yavuz Sultan Selim'in Mısır'ı fethi ve hilafetin Osmanlı'ya geçişi sırasında getirilen Kabe-i şerif kapı örtüsü, padişah tarafından Ulu Cami'ye hediye edildi ve minberin soluna asıldı. Müezzin mahfili 1549'da, taş vaiz kürsüsü ise 1815'te yapıldı. 1855'teki büyük depremde caminin on sekiz kubbesi çöktü; yalnızca batı minaresinin dibindeki kubbe ile mihrap önü kubbesi ayakta kalabildi. Deprem sonrası esaslı bir tamir gören camide, Sultan Abdülmecid'in emriyle İstanbul'dan gönderilen ünlü hattatlar büyük yazıları elden geçirdi ve yeni hüsn-ü hatlar ilave etti. 1889'daki yangında ise minarelerin ahşap külahları yandı; sonrasında kâgir olarak yeniden yapıldı.
Mimari Özellikleri
Dikdörtgen planlı Ulu Cami, yaklaşık 5.000 metrekarelik bir alanı kaplar ve 20 kubbe ile örtülüdür. Kubbeler, sekizgen kasnaklara oturur ve mihrap duvarına dik beş sıra halinde dizilmiştir. Kasnaklar, mihrap ekseni üzerindekiler en yüksek olacak şekilde yanlara doğru her sırada alçalarak düzenlenmiştir. Kuzey cephenin iki ucunda tuğla malzemeyle inşa edilmiş iki kalın minare yükselir; doğudaki minarenin Sultan Çelebi Mehmed devrine ait olduğu tahmin edilir.
Düzgün kesme taşlarla örülen kalın beden duvarlarının masif etkisini hafifletmek için cephelerde her kubbe sırası hizasına gelecek şekilde sağır sivri kemerler yapılmıştır. Her kemerin içinde iki sıra halinde ikişer pencere yer alır; bu pencerelerin biçim ve boyutları her cephede farklıdır. Son cemaat yeri bulunmayan yapının kuzey cephesinde, köşelerde sonradan eklenen iki minare vardır. Batı köşesindeki minare I. Bayezid tarafından yaptırılmıştır; sekizgen biçimli kürsüsü tamamen mermerden, gövdesi ise tuğladandır. Doğu köşesindeki, I. Mehmet'in yaptırdığı söylenen minare ise kare kürsülüdür ve beden duvarından yaklaşık 1 metre ayrık durur. Şerefeler her iki minarede de aynı olup tuğlalı mukarnaslarla bezelidir. 1889'daki yangında kurşun kaplı külahlar ortadan kalkınca bugünkü boğumlu taş külahlar yapılmıştır.
Caminin ana kapısı kuzeydedir; doğu ve batıda olmak üzere üç kapısı daha vardır. Ayrıca sonradan Sultanın namaz kılması için ayrılan Hünkar Mahfili'ne açılan bir kapı, pencereden bozularak yapılmış ve böylece kapı sayısı dörde çıkmıştır.
Minber ve Şadırvan
Ulu Cami'nin en değerli eserlerinden biri, sert ceviz ağacından kündekari tekniğiyle yapılmış minberidir. Bu minber, Selçuklu oyma sanatından Osmanlı ahşap oymacılığına geçişin önemli örneklerinden kabul edilir. Ustanın adı, minberin sağ yanında oyma sülüs yazı ile yazılmıştır; ancak ismin son kelimesi farklı okunduğu için ustanın Antepli mi yoksa Tebriz'in Devak köyünden mi olduğu konusunda kaynaklarda farklı bilgiler yer alır. Minberde form açısından Selçuklu geleneği hakimdir; on dört basamaklıdır ve girişinde kapı kanatları bulunur. Üçgen şeklindeki minber tacı, delikişi tekniğinde bitkisel süslemelidir; üçgenlerin kenarlarından gelen rumilerle taç dalgalı bir forma sahiptir. Aynalıkaltı 12 panoya bölünmüştür; yan aynalıklarda yüzey çok kollu yıldızlarla geometrik taksimatlara ayrılmış ve her parça bitkisel motiflerle doldurulmuştur. Minber korkuluğu iki yönde farklıdır: doğu yönünde sekiz kollu yıldız ve sekizgenlerden oluşan geometrik kompozisyon, diğer yönde ise oyma ve delikişi teknikleriyle işlenen panolar dönüşümlü olarak kullanılmıştır. Minber kapısının üstündeki kitabede inşa tarihi ve banisinin adı yazar. 1980'de minberin doğu yönündeki geometrik kompozisyonun güneş ve gezegenleri, batı yönündekinin ise galaksi sistemini simgelediği iddia edilmiştir.
Caminin iç mekânında, yirmi kubbeli yapının ortasındaki üstü açık kubbenin altında bir şadırvan yer alır. Bu özellik, Selçuklu yapılarında yaygın olan tepe açıklığı ve altında havuz bulunması geleneğinin devamıdır ve camiyi Selçuklu geleneğine bağlar. Günümüzde açık kubbe camekanla kapatılmıştır.
Hat Sanatı ve Yazılar
Ulu Cami'nin duvarları, 19. yüzyılın ikinci yarısı ile 20. yüzyılın başlarında farklı hattatlar tarafından yazılmış 192 adet hat levhası ve duvar yazısıyla bezelidir. Bu eserler, hat sanatının özgün örnekleri arasında gösterilir. 1855 depreminden sonra Sultan Abdülmecid'in gönderdiği hattatlar, büyük yazıları elden geçirmiş ve yenilerini eklemiştir. Bu yazılar, caminin hem dini hem de sanatsal atmosferini güçlendiren unsurların başında gelir.
Bursa Ulu Cami, Osmanlı'nın ilk başkentinin kalbinde, yüzyılların izlerini taşıyan bir anıt olarak ayakta duruyor. Tarih boyunca yangınlara, depremlere ve kuşatmalara göğüs germiş; her seferinde yeniden ayağa kalkmıştır. Bugün de hem ibadet hem de ziyaret mekânı olarak, geçmişin sanatını ve inancını geleceğe taşımaya devam ediyor.
Kaynak: bursa.ktb.gov.tr, tr.wikipedia.org
Görsel: VikiPicture, Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0
THA - TürkAta Haber Ajansı